Fırtınalı bir güz günü eğer evde kalırsanız

 

Niye yazıyoruz? Kimbilir niye? Kavram ve teori düşmanları hep deneyimin çeşitliliğini bahane edip evrensel bir cevap vermenin imkânsızlığını vurgularlar bu tür bütün sorular için. Doğruluk payı var elbette, herkes farklı nedenlerle yazar, hatta çoğu zaman nedensiz yazar, daha doğrusu bilinçli bir neden olmaksızın. Olsun. Continue reading “Fırtınalı bir güz günü eğer evde kalırsanız”

1493’ten 2018’e: Türkiye’de yayıncılığın bitmeyen krizi

Sürgün Sefarad Yahudisi David bin Nahmias karındaşıyla birlikte 1493 yılında İstanbul’da ilk matbaayı kurdu ve memleketimizdeki ilk kitabı (ilk matbu kitabımız aynı zamanda İbranicedir) bastı: Arba’ah Turim, Yahudi fıkhı üzerine klasik bir eser. Ya pek parlak bir başarı elde edemediği için ya da izin alamadığı için bu ekibin yeni bir kitap yayınlaması 12 yılı bulmuştur. Herhalde Türkiye yayıncıları bu tarihten beri söylenir durur. Continue reading “1493’ten 2018’e: Türkiye’de yayıncılığın bitmeyen krizi”

Öldüren Gürültü

Hiperakuzi

Yaşamayı arzu ederdim, ancak bu illet yüzünden hayatın tadı kalmadı. Normal iletişim kuramıyorum, normal bir şekilde çalışamıyorum, hayatım cehenneme döndü. Yani artık dayanma sınırımı aştım. Benim için her gün ayrı bir kâbus.

Belçikalı Dietrich Hectors (29) bu satırları yazıp Facebook sayfasına koyduktan sonra Antwerp’te ormanlık bir alana giderek kendini bir ağaca asıyor. Kanser gibi, AIDS gibi yoğun acıyla özdeşleştirilen bir hastalıktan mustarip değil. Seslerden, gündelik, normal seslerden dolayı acı çekiyor. Continue reading “Öldüren Gürültü”

Uçan Necaset

[Bu yazı ilk olarak altı yedi sene önce polisantrik blog’da, üç dört sene önce de tuvaletografi.com’da yayımlanmıştır. Aynı necaseti ısıtıp ısıtıp önünüze getiriyor olmaktan gurur duyuyoruz.]

En ufak çocukluğumun bir kısmını şu yukarıda resmi görülen dünya güzeli evde geçirdim. Yürümeyi, konuşmayı falan hep bu nefis yapı ve etrafındaki birkaç dönümlük alanda öğrendim muhtemelen. Öyle olunca ister istemez tuvalet mefhumu ile de burada tanıştım. Hemen bahsettiğim tuvalete işaret edeyim: Bize göre evin sol yanından, ikinci kattan çıkma yapan cumba benzeri ünite o evin tuvaleti. Buraya kadar bir sıkıntı yok, ancak boyu bir metre kadar bir organizma olarak geçirdiğim günlerde bu cici tuvalet bende birtakım iç sıkıntıları yaratmıştı, onlarla gireyim mevzuya. Continue reading “Uçan Necaset”

Boşgezen takımından İranlı Ali’nin vuruluşu ve Çiçekçi Sokağı


(Servet Gazetesinin 11 Mayıs 1319 tarihli nüshasının ilk sayfası)

Benimçün en zevkli aktivitelerden biri eski gazete-yayın-mecmua karıştırmak sanırım. İngilizceyi biraz öğrenir gibi olunca (üniversite hazırlık talebesiyken yani) hemen New York Times’ın 150 yıllık devasa internet arşivine dadanmıştım. Anlıyorum sandığım şeyleri muhtemelen yanlış anlamışımdır ama önemli değil, önemli olan dadanmak; gelişim oradan başlar. Continue reading “Boşgezen takımından İranlı Ali’nin vuruluşu ve Çiçekçi Sokağı”

Sükût Nedir?

Üç gündür karşıda bir çatıda işçiler var, dam aktarıyorlar. Sayıları gün içinde -bilmiyorum neye göre- dörde beşe çıksa da kesintisiz çalışan iki amele var: biri Sivaslı biri Kürt. Sivaslı günden düşme bir ağabey. Eskiden çok parası varmış ama kızı ağır hastalık geçirince satıp savmış, ama olsun diyor. Kızı nihayet 11 yaşında sağlığına kavuşmuş. Kürtle ilgili ailevi detay vermeyeceğim, çünkü kendisini benim için özel biri yapan detay şahsiyeti değil sahip olduğu bir obje: kendisinin dehşetli bir bluetooth hoparlörü var. Continue reading “Sükût Nedir?”