Kitaplar, Kitaplıklar, Takıntılar ve Harman Viski

I

İbnülemin Mahmut Kemal anlatır; kitap toplama çılgınlığıyla ünlü (son derece de enteresan bir adam olan) Ali Emiri Efendi, bir dost meclisinde ayağa fırlayıp, hiç de yeri değilken, döneminin en etkili devlet adamlarından Mahmut Esat Efendiye hitaben şöyle der: “Ben bir Türk uşağı olduğum halde enfesün nefis binlerce kitabım var. Sen muazzam koca bir kadıasker olduğun halde kaç kitabın var be adam?” Kazasker hazretleri yanıt vermez. Ali Emiri de bir süre sonra gidip Mahmut Esat’ın elini öper, özür diler. (Çılgın ortamlar.)

Continue reading “Kitaplar, Kitaplıklar, Takıntılar ve Harman Viski”

Savaş Kılıç’la kısa bir söyleşi: “Diller kirlenmez, alışverişe girer”

Sevgili Savaş Kılıç söyleşmeye doyulamayacak insanlardan biri. Savaş’ı burada uzun uzun anlatmaya gerek yok; “İsmi tanıdık geliyor yahu, ama tam çıkaramadım,” diyenler kendisini editör ve çevirmen olarak bilsin; “Adana Demirspor’un teknik direktörü değil miydi ya o?” diyeni zaten blokluyoruz.

Sıkışık bir dönemine denk gelse de kendisini darlamayı başardım. Evrensel gramerden başladık, eşitlik aksiyomuna, evrensel eğitime, dil reformuna, üslup yazılarına ve Esperantoya kadar sıçradık. İleride Türkçe meseleleri üzerine de söyleşmek, hatta biraz kışkırtmak, gerekirse alkol etkisiyle irikıyım laflar üretmeye sürüklemek gibi “tohm-ı fitne vü fesad ekici” planlarım yok değil. Bekleyelim!

“Metaforlar masum değildir!”

Continue reading “Savaş Kılıç’la kısa bir söyleşi: “Diller kirlenmez, alışverişe girer””

Evangelinos Misailidis’in Kerametli Temaşası

Kulalı (Manisa) yiğidimiz Evangelinos Misailidis (Ευαγγελινός Μισαηλίδης), dört ciltlik muazzam eserini 1871-72’de kendi matbaasında, İstanbul’da yayınlamış; Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş. Eserini Karamanlıca (Karamanlidika) yazmış, yani Yunan hurufatlı Türkçeyle. Üstelik çok güzel bir Türkçeyle. Gerçi memleket müelliflerimizim kaderidir, sonraları Misailidis’in bu kitabını ilk Yunan romanı O Polipathis’ten araklayıp yazdığı ileri sürülür. Mühim değil, mühim olan dilsel güzellik. Rumu İslamı fark etmez, biz güzel bir şey gördük mü çalarız kardeşim, kurgu eserlerinizi ortalığa salmayın.

Temaşa-i Dünya, 2. cildin ithaf sayfası

Continue reading “Evangelinos Misailidis’in Kerametli Temaşası”

Dehri Baba Tekkesinde Üç Yıl Çile

Bahri Dehri Bey ile sergüzeştimiz

Muhittin Bahri Bey, namıdiğer Bahri Dehri ile 1319’un teşrin-i evvelinde, yani ilan-ı meşrutiyetten dört yıl, Yıldız Baykuşu’nun hal’inden handiyse beş yıl evvel, yağmurlu amma ılıcak bir güz günü şerefyab oldum. Herzekâr Matbaasının, Kınacıyan Hanındaki müdiri olduğum mürettiphanesine sırtında gayetle güzel kesim empermeablı, tertemiz melâbisi, başında Avusturya fesi, bir elinde küçümen bir meşin çanta, bir elinde kibar bastonu ilen pat diye girdi; upuzun endamı ile gayet semizdi; damızlık bir aygır mı desem, balaban mı desem, teşbihte hata olmaz. Asgar’ı arıyormuş, Ali Asgar Beyefendiyi. Buyrun efendim, benim, dedim. Muhittin Bahri Bey kendini zarifane tanıttı, başköşeye oturttum. Kozmidi’nin meyhanesinden işret arkadaşım Naverd’in komşusu imiş, Mekteb-i Sultani’den sonra Paris’te okumuş ama tahsilini tamama erdirememiş, yaz başı İstanbul’a henüz dönmüş iken sözlüsü hanımefendiyle izdivaç etmiş, şimdi de Darülfünunda Fransızca okutuyormuş. Muhittin Bahri Bey pek tatlı dilli, hoşsohbet, ferzane-meşreb bir zat idi, hemen kanım ısındı. İki Fransız edibinden tercümeler yapmış, neşretmek niyetindeymiş, “Himmet buyurun, bu bîhude evrakı neşredelim,” dedi. Estağfurullah efendim, dedim, biz ancak tercümelerinize yüz sürüp secde etmekle şeref buluruz. Birbirimizi saatlerce methedebilirdik, ruh eşimi bulmuştum.

Continue reading “Dehri Baba Tekkesinde Üç Yıl Çile”

Şekspir’den Tercüme: 147. ve 58. Soneler

Tutkuyla sevdiğimiz sevgili Şekspir’in 58. sonesini vaktiyle çevirmiştim, yeterince tepki ve hakaretle karşılaşmadığımdan herhalde, başka bir sonesini daha -tamamen kendi keyfimi temel alarak- tercüme etme iştiyakına kapıldım. İkisi bir arada! Continue reading “Şekspir’den Tercüme: 147. ve 58. Soneler”

1493’ten 2018’e: Türkiye’de yayıncılığın bitmeyen krizi

Sürgün Sefarad Yahudisi David bin Nahmias karındaşıyla birlikte 1493 yılında İstanbul’da ilk matbaayı kurdu ve memleketimizdeki ilk kitabı (ilk matbu kitabımız aynı zamanda İbranicedir) bastı: Arba’ah Turim, Yahudi fıkhı üzerine klasik bir eser. Ya pek parlak bir başarı elde edemediği için ya da izin alamadığı için bu ekibin yeni bir kitap yayınlaması 12 yılı bulmuştur. Herhalde Türkiye yayıncıları bu tarihten beri söylenir durur. Continue reading “1493’ten 2018’e: Türkiye’de yayıncılığın bitmeyen krizi”

Boşgezen takımından İranlı Ali’nin vuruluşu ve Çiçekçi Sokağı


(Servet Gazetesinin 11 Mayıs 1319 tarihli nüshasının ilk sayfası)

Benimçün en zevkli aktivitelerden biri eski gazete-yayın-mecmua karıştırmak sanırım. İngilizceyi biraz öğrenir gibi olunca (üniversite hazırlık talebesiyken yani) hemen New York Times’ın 150 yıllık devasa internet arşivine dadanmıştım. Anlıyorum sandığım şeyleri muhtemelen yanlış anlamışımdır ama önemli değil, önemli olan dadanmak; gelişim oradan başlar. Continue reading “Boşgezen takımından İranlı Ali’nin vuruluşu ve Çiçekçi Sokağı”