Göstergenin Bedeni: Kısa Bir Diyalog

“Las Meninas”

İnsanın “meramını anlatması” çok zor bir şey – röportaj, diyalog, söyleşi. Bana soru sorduklarında, soru bana bir şey ifade etse bile çoğu zaman söyleyecek hiçbir şeyim olmadığını fark ederim. Sorular ayrı bir şey olarak üretilir. Dört bir yandan, fark etmez neresi olduğu, gelen öğelerle kendi sorularınızı üretmenize izin verilmezse, sorular “önünüze konursa” söyleyecek pek bir şeyiniz olmaz. Problem inşa etme sanatı önemli bir şey: Çözüm bulmazdan evvel problem, problemin ifadesi yaratılır. Röportajda, sohbette, tartışmada bunlardan eser yoktur. Tek başına, iki veya daha çok kişiyle kafa yormak, düşünmek bile yetmez. Hiç yetmez. İtirazlarsa daha da beterdir. Ne zaman birisi bana itiraz etse “Tamam, tamam, başka bir konuya geçelim” demek gelir içimden. İtirazların hiçbir katkısı olmamıştır bugüne kadar. Birisi bana genel bir soru sordu mu da gene aynı. Varılması gereken hedef sorulara cevap vermek değil, çıkmaktır, soruların dışına çıkmak. Birsürü insan ancak soruları temcit pilavı gibi tekrar tekrar ısıtarak dışarı çıkacağımızı düşünür. “N’olacak bu felsefenin hali? Öldü mü? Aşacak mıyız onu?” Resmen ızdırap. Sorunun dışına çıkabilmek için ha bire soruya dönerler. Ama böyle asla çıkamazsınız sorunun dışına.

Continue reading “Göstergenin Bedeni: Kısa Bir Diyalog”

Fırtınalı bir güz günü eğer evde kalırsanız

 

Niye yazıyoruz? Kimbilir niye? Kavram ve teori düşmanları hep deneyimin çeşitliliğini bahane edip evrensel bir cevap vermenin imkânsızlığını vurgularlar bu tür bütün sorular için. Doğruluk payı var elbette, herkes farklı nedenlerle yazar, hatta çoğu zaman nedensiz yazar, daha doğrusu bilinçli bir neden olmaksızın. Olsun. Continue reading “Fırtınalı bir güz günü eğer evde kalırsanız”