Evangelinos Misailidis’in Kerametli Temaşası

Kulalı (Manisa) yiğidimiz Evangelinos Misailidis (Ευαγγελινός Μισαηλίδης), dört ciltlik muazzam eserini 1871-72’de kendi matbaasında, İstanbul’da yayınlamış; Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş. Eserini Karamanlıca (Karamanlidika) yazmış, yani Yunan hurufatlı Türkçeyle. Üstelik çok güzel bir Türkçeyle. Gerçi memleket müelliflerimizim kaderidir, sonraları Misailidis’in bu kitabını ilk Yunan romanı O Polipathis’ten araklayıp yazdığı ileri sürülür. Mühim değil, mühim olan dilsel güzellik. Rumu İslamı fark etmez, biz güzel bir şey gördük mü çalarız kardeşim, kurgu eserlerinizi ortalığa salmayın.

Temaşa-i Dünya, 2. cildin ithaf sayfası

İlk Yunan romanı demişken aklıma geldi; malumunuz, devlet görevlileri ve edebiyat tarihçileri bu ilklere pek düşkündür. İlk Türkçe roman Vartan Paşa’nın Ermeni hurufatıyla yazıp 1851’de yayınladığı Akabi Hikayesi’dir gerçi ama ilkokullarda (belki üniversitelerde?) ilk Türk romanı diye Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat belletilir, ki Misailidis’in Temaşa-i Dünya’sı da Taaşşuk’tan evvel yayınlanmıştır. Türkçe yazsalar ne fayda, onlar Türk değil nasılsa, saylanmaz. Geçelim.

Misailidis’i çok sevdim. Bir kere çok muzip, İstanbul argosunu mükemmel kullanıyor. Üstelik Anadolu’da kullanılan deyimlere, atasözlerine, küfürlere gayet hâkim, hiç beklenmedik anda kahkaha attırıyor. Rum ve Ermeni kültürünü iyi biliyor, yüksek Türkçeye aşina. 19. yüzyılın bütün büyük yazarları gibi hem kırgınlıkla hem şefkatle yazıyor. Dahası bütün Osmanlı aydınları gibi Evropa hayranı, memleketin geri kalmışlığına samimiyetle üzülüyor. Romanında (teknik anlamda tam bir roman diyemeyiz ama, ne önemi var?) esip gürlediği yerler de var, bazen de “Şimdi konuşurdum amma başım belaya girer” demeye getirdiği pasajlar da.

Temaşa-i Dünya’nın protagonisti Osmanlı tebaasından Mösyö Favini. Anası Rum, babası Fransız, İstanbul doğumlu. Roman boyunca aslında Mösyö Favini’nin ibretlik sergüzeştini ve itiraflarını okuyoruz. Misailidis’in amacı Türkçe konuşan Rum Ortodoks milletine ahlaki dersler vermek, çocukların eğitim ve terbiyesinin önemini vurgulamak, Rum milletinin geri kalmışlık illetinden kurtulmasını sağlamak için tavsiyelerde bulunmak. Bu saiklerle korkunç bir roman çıkarabilirdi ortaya, dörtnala bir didaktizmle ruhları darlayabilirdi. Bunu yapmamış, bütün didaktizm çabasına rağmen ruhu o kadar muzip ki cıvıl cıvıl, dopdolu, eşsiz bir metin çıkarmış ortaya.

Evet, Evropa’ya hayran, Osmanlı aydını bu hayranlığın ve belki de hasedin esiridir hep. Üstelik kafasındaki Avrupa imgesi gerçeğe yakın değil. Kitabını yazdığı sıralarda Paris’te komünarlar kurşuna diziliyordu, Misailidis’in karikatür Avrupa tahayyülünü bizzat okumanızı isterim. Eşsiz bir coğrafya orası, neredeyse kusursuz bir toplumsal-politik ütopya. Kızmak için ifade etmiyorum tabii ki bunları, biz de aynısını düşünürdük toplumumuza bakıp bakıp. Rumların halini perişan görüyor, din adamlarına inanılmaz öfkeli ama kesinlikle dinsizlik yanlısı değil, kilisenin modernleştirilmesini istiyor. Eğitim reformundan yana. Kadınların pis romanlar okumasını istemiyor; pis, ayıp romanlar Fransız icadı; Rum hanımlarına İngiliz terbiyesini uygun görüyor. Mösyö Favini’nin maceraları üzerinden aslında Misailidis’in fikirlerine nüfuz ediyoruz, sırf bunun için bile okunur. (Belirtmeden de geçmeyeyim, Misailidis kardeşimiz belli ki İstanbul’da ne kadar kerhane, kumarhane ve işret meclisi varsa girip çıkmış; ayrıntılara bu denli vukufiyet başka türlü açıklanamaz.)

Kitabın ne yazık ki yeni baskısı yok. Vedat Günyol ve Robert Anhegger 1986’da metnin bir edisyonunu hazırlamışlar Cem Yayınevi için, (Seyreyle Dünyayı) 1988’de ikinci baskısını görmüş ve bir daha basılmamış. Ben 1986 tarihli ilk baskısından okudum, çok iyi bir edisyon. Umuyorum ki tekrar okurla buluşur kitap.

İnternetten metnin orijinalini de buldum, sağolsunlar tarayıp yüklemişler. Aşağıda transkribe ettiğim metinde Günyol ve Anhegger üstatların aksine sadeleştirmeye, açıklamaya, revizyona gitmedim. Metnin orijinalinde de yazım ve dilbilgisi kurallarında bir tutarlılık yok, sayfadan sayfaya değişiyor. Ama Türkçe sesleri karşılamak için Yunan hurufatı üzerinde değişiklikler yapılmış, çoğunlukla noktalarla.

Atamız, büyüğümüz, azizimiz Evangelinos Misailidis’in ruhu şad olsun, şanı hep yürüsün.

1872 baskısı orijinal kitapta, 2. Cilt, Birinci Bab, sf. 338-342 arası.

Bu babde hatırıma gelen bir tohaf fıkrayi nakl ideyim. 1839 senesi berayi maslahat İzmire gitmiş olup, Köprüloğlu hanı sokağında vaki bir dostumun hanesine misafir olmuş idim. Bir gün hane sahibinin on altı yaşında aklı başında nazik ve nazenin Efterpi nam kerimesi ile sokakdan tarafa oturup, İzmirin ahval ve adetlerine dair mukaleme iderken, ben sual etdikçe, Efterpi malista malista (yani evvet evvet) deyü cevap virüp, arasırada sokağa bakıyor idi, birde kapu vuruldu, ve hizmetçi kız kapuyu açdıkda, palaspandıras bi adem çamurlü çizmeleri ile yokarı çıkıp, ne istersin kokona işte geldim dedi ise, gerek Efterpi gerek ben teaccüp iderek, Efterpi Türkçeyi layıklı bilmediğinden, ben cevaba ağaz idüp, dostum seni bir çağıran olmadı dediğimde, ne dimek olsun, karşıki mağazada oturüyor idim, bu kokona belki on defa Mihal usta Mihal usta deyü bana rahat virmedi, bende geldim dedi ise, ben maddeyi anlayıp, ve Efterpiyede ifade itmekle gülmekten bayılıyor idik. Meger bu adem karşıki mağazede Kulalı burunsuz Mihal isminde bir tacir olup, ben Efterpiye sual idüp odahi malista malista deyü cevap virdikçe, Malistayı Mihal usta anlamış olup gelmiş imiş, hasılı yanlış anladığını haber virdik ise, oda nadim olarak ve gülerek gitdi.

Böyle logat yanlışlığı ile pek çok acaib ve garaib vukuatlar daima eksik değildir. Hala hatırımdadır, bir defa seyr-u tamaşa içün İstanbulun kebir çarşusına gitmiş idim, fesçiler içinde iki fransız birkaç fesçi İslam ile gavga etdiklerini gördüm ise, yanlarına yakın varıp gavganın sebebini sual eyledim, fesçinin biri cevapında bu frenk-i betrenkler bana bokumu ye dedi der, öbir fesçide bende eşitdim deyü ıspat ider. Frenklere sual etdim ise, anlerde cevaplarında, biz canım fes içün yarenlik idüp, bokumyö der demez bu Türk ateş oldı sebebini bilemeyoriz dedikde, ben işi anladım, fransız lisanında boku miyö çok eyü dimekdir, fesçiler ise bokumu ye deyor anlayıp hiddetlenmişlerimiş, hasılı iki tarafada tercimanlık idüp aralarını bulduk, ve ikiside gülmeğe başladılar.

Bir defa yine İzmirden Aydına bir Fransız giderken, esnayi rahde bir Türke rast olup, kel oratil mössyö deyü saat kaçdır dimek isteyor, Türk dahi kör dedi anlayıp, hiddetle sen kör deyor, Fransız dahi senk ör (yani saat beş) anlayip, mersi (yani teşekkür iderim) deyü yolına revan oluyor.

Daha tohafı şudurki, Fener zadeganlarından biri bir meemuriyete taayin buyurılarak, yedine beratı hümayun virilmiş, ve keyfiyeti karısına fahren ifade iderek, beratı okumuş oluyor. Ve karısı ferahından çıldırma derecesine gelerek, heman pencereyi açıp, komşuları kokonalara bilmezsiniz ya, kocam rütbe aldı deyü haber virirken, tesadüfen ordan geçdim, komşu kokonalar ne rütbe aldı deyü sual eylediler, o dahi me maniki me hriso sahani dedi, (ki kulp ile ve altun sahan ile dimek olur) komşular acaip böyle rütbeyi biz daha yeni eşidiyoruz dediler ise, ben bilürmiyim kocam bana öyle dedi cevabını virdi. Anlaşıldıki beratı hümayunın memaliki mahruseyi şahanemde lafzı kokonanın hatırında kalarak me maniki me hriso sahani ünvanlı bir rütbe zann eylemiş.

Bu kıbalden yek diğerine taban tabana zıt çeşid lisanlarda pek çok logatlar vardır.

Author: Oscar Амалфитано

başarısız editör, biçare mütercim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *