Boşgezen takımından İranlı Ali’nin vuruluşu ve Çiçekçi Sokağı


(Servet Gazetesinin 11 Mayıs 1319 tarihli nüshasının ilk sayfası)

Benimçün en zevkli aktivitelerden biri eski gazete-yayın-mecmua karıştırmak sanırım. İngilizceyi biraz öğrenir gibi olunca (üniversite hazırlık talebesiyken yani) hemen New York Times’ın 150 yıllık devasa internet arşivine dadanmıştım. Anlıyorum sandığım şeyleri muhtemelen yanlış anlamışımdır ama önemli değil, önemli olan dadanmak; gelişim oradan başlar.

Eski Türkçeyi de henüz heceleye heceleye okurken Osmanlıca gazetelere çapayı atmıştım. Mazideki hayatlara duyduğum meraktandır belki de, bilmiyorum. Neyse, yararsız olduğu varsayılan bu yararlı uğraşı tüm halkımıza tavsiye ediyorum.

Öncelikle, Servet Gazetesinin r. 11 Mayıs 1319 (24 Mayıs 1903) tarihli haberinin metnini (bizzat narin parmaklarımız vasıtasıyla Latinize edilmiştir) buraya aktaralım. Köşeli parantez içindeki notlar bize ait.

Cinayet

Beyoğlu’nda Çiçekci zukağında [sokağında] umumhaneler arasında dün gece saat dörde çâryek [çeyrek] kala revolver sesi işidilmesi üzerine oraya giden bekçi Şerif ağa ile diğer bekçiler, mezkûr zukakda Salos Mari’nin umumhanesinin penceresi önünde bir şahsın mecruhen [yaralı halde] durmakda olduğunu görerek, keyfiyeti zabıtaya haber virmeleriyle komiser Hacı Hüseyin Efendi vesaire mahal-i vakıaya [olay mahaline] giderek mecruh [yaralı] şahsı nevbet odasına getirmişlerdir. Boş gezer takımından olub isminin İranlı Ali olduğunu haber viren mecruh hîn-i isticvabında [sorgusunda]:

“Ben bu gece Çiçekci zukağından geçiyordum. [Yeni] gelmiş olan sermaye Eleni’nin bulunduğu Mari’nin umumhanesinin bir camını saika-i sekr ile [sarhoşluk nedeniyle] kırdım. O sırada Eleni’nin dostu olub tulumbacı Tatavlalı Niko üzerime hücumla sen benim dostumun bulunduğu umumhanenin camlarını ne içün kırdın dedi. Ben de işte her nasılsa kırdım demem üzerine hâmil olduğu revolveri çıkarub üzerime altı el boşaltdı. Çıkan kurşunların ikisi sağ koluma ikisi de sol bacağıma isabet etdi, kurşunlar içerude kaldı,” demişdir. Mecruh Ali bir sedyeye konularak Altıncı Daire hastehanesine gönderilmişdir. Mütecasir [suçlu] şiddetle taharri edilmektedir [aranmaktadır]. Mecruhun hayatı tehlikeli imiş.

§ Dün gece geç vakte kadar icra kılınan tahkikat neticesinde asıl cârihin [yaralayanın] kunduracı Mihal olduğu ve Vasil isminde bir refiki bulunduğu anlaşılmışdır. Mütecasirler derdest edilmişlerdir. Mecruh Ali cârihin Niko olduğunu söylüyor ise de revolveri sıkanın merkum [adı geçen] Mihal olduğu şühudun [şahitlerin] ifadesinden ve reviş-i halden [olayların gelişiminden] anlaşılıyor.

Dört kurşun yemiş adamı önce nöbet yerine taşıyıp ifadesini almak memleketimizin güvenlik teşkilatının gelenekleriyle de gayet uyumlu. Ali’nin hal ve hareketleri de mantıksız öte yandan. 1903’ün Mayısında İstanbul’un en tehlikeli sokaklarından birine girip genelev camı kırmak, günümüzde Rio de Janeiro favelalarına gidip torbacı tokatlamaya (‘burada Müslüm denen bi’ hıyar varmış’) benziyor. Ölüme giden kısa yollar bunlar. Fakat Ali ölümün kıyısındayken bile gerçeği gizlemeye çalışıyor sanki; ya korkudan ya da külhanbeylik kültürünün dayattığı anti-muhbirlik geleneğinden. Kendisini vuranın Tatavlalı (şimdiki Kurtuluş) Niko olduğunu söylüyor, ama şahit ifadelerine göre silahı sıkan Mihal, yanında bir de Vasil diye bir yoldaşı var. Olayların nedeni serseriler arasındaki herhangi bir anlaşmazlık mıydı? Yoksa İranlı Ali’yi bu yola sürükleyen Eleni’ye beslediği karşılıksız aşkı mıydı? Bilemiyoruz. Ali de diğer zevat da hatıralarıyla birlikte çoktan sonsuzluğa karışmış durumda.

Çiçekçi Sokağın şimdiki ismi Eski Çiçekçi Sokak, Beyoğlu’nda şimdiki St. Antuan kilisesinin hemen arka sokağına denk düşüyor. Vaktiyle Beyoğlu’nda (genelevler Abanoz sokağa nakledilmeden önce) fuhuş işlerinin merkeziymiş. Bu meselelerde en güvenilir kaynaklardan olan Reşat Ekrem Koçu öyle diyor (İstanbul Ansiklopedisi, cilt 7). Koçu, “Çiçekçi Sokağı” ve devam maddelerinde sokağın adının karıştığı bazı hadiselerin özetini sunuyor (bizim İranlı Alimizin ismi geçmemiş ne yazık ki), neler neler var, üşenmeyip okuyunuz (Hayır, Poe’nun Morgue Sokağı Cinayetleri’ne bulaşmayacağız). Mesela 1897 Temmuz ayında geçen hadise Yunan tragedyalarını andırıyor, zaten kahramanları da Rum. Özetle: Yani isimli genç oğlan, yanında Perikli denen refikiyle Çiçekçi Sokakta bir geneleve dadanıyor. Genelevin sahibi biraz geçkince Despina, 17 yaşındaki Yani’ye âşık oluyor. Despina ve Yani birkaç ay ateşli bir aşk yaşıyorlar ama sonradan kardeş oldukları ortaya çıkıyor. Perikli denen şahıs daha Yani doğmadan Despina’yı ayartıp fuhşa itmiş meğerse. Tabii bu mesele Despina ve Yani’nin bir plan kurup Perikli’yi öldürmesi ve Despina’nın intiharıyla sonuçlanıyor. Mahkeme kayıtlarına göre tek sanık Yani, o da yaşı küçük olduğu için 7 yıl ceza alıyor.

Koçu’nun aktardığı gazete kayıtlarında Çiçekçi Sokakla ilişkili her türden tip var: Hüseyin ağanın 600 kuruşunu çalıp Çiçekçi Sokakta işrette yerken yakalananlar, yakışıklı bir tulumbacı için birbirlerini ağır yaralayan kadınlar, namlı katiller, hırsızlar, pezevenkler, sarhoşlar… Yaşanmış hayatların dehşetli hakikatinin yarattığı korku ve merakı pek az şey tetikleyebilir.

Peki, boşgezen takımından İranlı mecruh Ali’nin akıbeti n’oldu? Hiçbir fikrim yok. Muhtemelen ölmüştür. Malumunuz, aşk ve itlik yolunda nice Aliler Beyoğlu kaldırımlarına gömülmüştür.

Author: Oscar Амалфитано

başarısız editör, biçare mütercim.