Öldüren Gürültü

Hiperakuzi

Yaşamayı arzu ederdim, ancak bu illet yüzünden hayatın tadı kalmadı. Normal iletişim kuramıyorum, normal bir şekilde çalışamıyorum, hayatım cehenneme döndü. Yani artık dayanma sınırımı aştım. Benim için her gün ayrı bir kâbus.

Belçikalı Dietrich Hectors (29) bu satırları yazıp Facebook sayfasına koyduktan sonra Antwerp’te ormanlık bir alana giderek kendini bir ağaca asıyor. Kanser gibi, AIDS gibi yoğun acıyla özdeşleştirilen bir hastalıktan mustarip değil. Seslerden, gündelik, normal seslerden dolayı acı çekiyor. İntihar notunda bu durumu şöyle anlatıyor:

Konuşamıyorum, çünkü konuşmak kulaklarımı acıtıyor. Klavyenin tuşlarına basarken çıkardığım ses canımı yakıyor. Bilgisayarın çıkardığı uğultuya zar zor katlanıyorum. Kulaktaki fiziksel ağrı başka ağrılara benzemiyor. Normalde bir hap alırsınız ve ağrı geçer, ama haplar bu ağrıya etki etmiyor.

Jason Diemilio da atonal, kakofonik, bok gibi gürültülü müzik yapan bir rock kişisiymiş. Konserlerinde kafasını davulun içine sokmak gibi denyoluklar yapan bir arkadaşmış. 36 yaşında canına kıydığında onun ardında bıraktığı satırlar da şöyle:

Yaşamak ve mutlu olmak istiyorum. İsteğim ölmek değildi. Ama hiperakuzi hayatımı mahvetti. Bu kararımın tek sebebi budur. Bununla yaşamaya devam edemem. (…) Yoruldum. Acıdan, ilaçlardan, yan etkilerden, baş ağrısından, kulak ağrısından bıktım. Vücudumun içinde kısılıp kalmaktan, hapis kalmaktan bıktım. Ne iyi bir gecem var, ne gündüzüm, ne hafta sonum, ne tatilim. En düşük seste bile müzik dinleyemiyorum. Bu düpedüz işkence.

Hiperakuzi, belli seslerden aşırı derecede rahatsız olmanın afili adı. Aşırı gürültülü ortamlarda uzun süre bulunan, yüksek seslere belli aralıklarla da olsa düzenli maruz kalan insanlarda daha sık görülse de tıp insanları hâlâ neden kaynaklandığını da, nasıl tedavi edilmesi gerektiğini de, hangi biyolojik/psikolojik mekanizma ile ilişkili olduğunu da, neye göre ağırlaştığını veya hafiflediğini de bilmiyor. Konuya dair teori üreten bile pek yok.

Ses düşmanlığı

Bir de mizofoni (ses nefreti, düşmanlığı) var. Burada sesin yüksekliği, keskinliği önemli değil. Mesele bir “acı/ağrı” meselesi de değil. Bu illete tutulduysanız alçak veya yüksek, yaygın veya ender herhangi bir sesten veya seslerden ölesiye rahatsız oluyorsunuz. Bu sesleri duyunca şalterleriniz atıyor, mesela adam öldürmek istiyorsunuz. Ama belki yine kendinizi öldürüyorsunuz. Bilmemkaç milyon dolarlık apartman dairesinde ölü bulunan tarihçi Dr. Michelle Lamarche Marrese’in intiharını önce mutsuz evliliğine bağlayanlar olmuşsa da, bir gazeteciye yazmış olduğu emailler sonucunda aslında komşunun tuvaletinden kocasının çiğneme sesine kadar milyon çeşit ses yüzünden sıyırdığı ve dolayısıyla evliliğinin ve dolayısıyla hayatının mahvolduğu anlaşılmış.

Yeri geliyor mizofoni gardaşı gardaşa, yavruyu anaya düşman ediyor. Bernadette ve Taylor (soyadları gizliymiş) birbirlerini “en iyi arkadaşları” olarak gören Amerikalı bir ana ve kızı. Birbirlerini ne kadar sevseler de Taylor, anası öksürmeye başlayınca, sesli nefes alınca, ağzını şapırdatınca çileden çıkıyormuş. Rahatsızlığının başlarında bu sesleri duyar duymaz ortamdan kaçmakla yetindiyse de zaman içinde tepkisi anasını tekmelemek, itip devirmek ve kafasını duvarlara vurmak seviyesine ilerlemiş. Artık nadiren aynı odada/ortamda bulunuyorlarmış.

Buraya kadar tıbbın sahasındaydık. Belli bir yerden sonra gri bir saha başlıyor. İşin içinde klinik bir vaka olup olmadığı şüpheli, kişilik farkları ve toplumsal sürtüşmelere de bağlanabilecek gibi görünen, aslında küçüklü büyüklü örneklerine zaten tanık olduğumuz meseleler görünür oluyor. İşte daha üç-dört gün önce Mersin’de ev sahibiyle kiracı gürültü yüzünden tartışmışlar, kiracı ev sahibinin eşini öldürmüş.

Barış S. diye bir insan müsveddesi, gece 1.30’da kapısına gürültüden şikâyet etmeye gelen adamcağızı bıçaklayıp öldürmüş. Moda’da bir psikoloğu gürültü kavgasında bıçaklayıp öldürmüşler. Adamın biri İzmir’de parkta telefonla konuşuyormuş, çok gürültü yapıyor diye döverek öldürmüşler. 1994 senesinde Valerie Edwards diye bir kadıncağız, hayvan komşusunun gürültüsüne dayanamayıp geceleri parka çıkmaya, orada uyumaya başlamış, sonunda zatürre olup ölmüş. Aynı sene Julie Harvey diye biri, sığır komşularının sesinden kaçıp ev taşımış, yeni evinin eski sığır komşusunun birlikte gürültü yaptığı can dostlarına komşu olduğunu fark edince canına kıymış. 1993’te komiser James Bourke’u çok gürültülü klasik müzik dinliyor diye komşuları döve döve öldürmüş. Manhattan’da herifin biri gürültücü komşusunu apartmandan atmıyor diye yöneticiyi öldürtmek üzere kiralık katil ararken FBI’ın tuzağına düşüp enselenmiş.  İngiltere’nin bir köyünde bir mangal yürekli, gürültücü komşusunu tatar yayıyla avlamış. Cincinatti’de 29 yaşında bir zenci kardeşimiz, çok gürültü yapıyor diye 54 yaşındaki komşusunun evine girip ağzını bantlamış. Kadıncağız vefat. Listenin dur durak bilmesinin imkânı hiçbir gelecekte yok. Burası sınırsız, duvarsız bir kardeş sofrası, uçsuz bucaksız bir evren.

Siyah ve Beyaz

Yani efendiler, hanımefendiler, bir tarafta biz varız. Biz, gece tuvalete kalkıp banyonun ışığını yakarken elektrik anahtarı çat edip ses çıkarmasın diye düğmeye kademeli güç uygulayanlar, apartmanın boş olduğunu bile bile parmak ucunda yürüyenler, sesi komşuya gider diye saçını erkenden kurutanlar, geceleri dört metrelik kulaklık uzatma kablosuyla televizyon izleyenler, kilit dilden kurtulurken şaklamasın diye kapı kolunu aşağı bastırmadan önce var güçle ileri ittirenler, ormanda yürürken kurdun kuşun huzuru kaçar diye fısıldayarak konuşanlar varız. Bir tarafta da onlar, evlâd-ı stereo, dolby maşukları, ağır tonaj sekişliler, kokain gülüşlüler, pencere önü call center mukallidleri, sifon mağrurları, apolotik tencere tava çalıcılar, korsan hostel özentileri, merdiven jokeyleri var.

Bu bir medeniyetler çatışması, çok şeyler yazıldı buna dair. Biz azız, onlar çok, ama biz kazanacağız. Tarihte hiçbir medeniyet mücadelesi yok ki hoşgörüyle, empatiyle, uzlaşmayla muvaffak olmuş olsun. Bizim muvaffakiyetimiz de çetin yollardan geçerek gelecek. Evet, sevgili üst komşum, komşularım. Ya bizdensiniz, ya onlardan.

Author: deniz dehri

bahtsız çevirmen, mutsuz eğitmen, fanatik evcimen.